Okulda Oryantasyon Süreçleri!

Kategoriler: Öğrenme ve Okul

Okulda Oryantasyon Süreçleri!

Anne baba olarak okulumuzu seçtik. Şimdi çocuğumuzu birlikte okulu tanıma süreci başlıyor. Okul öncesi ya da ilkokul 1 olsun, hiç fark etmez. Öncelikli olarak okul mekânını çok güvenli bir şekilde tanıtmamız lazım.

Anne baba, çocuk beraber okuluna giderler. Kısa bir tur yaparlar. Burası sınıfın. Burası bahçe. Burada servis bekleyeceksin. Burası öğretmenler odası. Burası da sınıfın. Ve mümkünse tabii ki öğretmenle de kısa bir tanışma. Burası senin okulun. Bu da bizim öğretmenimiz ve sen burada kendi sınıfında öğretmeninle, arkadaşlarınla güvenli bir şekilde, keyifli bir şekilde okuyacak ve okuldaki arkadaşlarınla oynayacaksın ve akşam olunca da eve döneceksin.

Dönerken de servisin de burada olacak. Öğretmenin seni sıraya koyacak. Sen de arkadaşlarınla birlikte hareket edeceksin. Bakalım günün sonunda bana neler anlatacaksın. Ben sana günümü anlatacağım, sen de bana okul gününü anlatırsın gibi sanki böyle çok keyifli ve hoş ve güven dolu bir ortamın bir eskizini çiziyoruz. Hayalimizde canlandırmayı oluşturmuş oluyoruz.

Çocuk böylelikle evinden, hani eğer okul öncesine başlıyorsa ya da küçük bir ilkokuldan ya da küçük bir anaokulundan büyük bir kampüse de geçiyor olsa, ortamını tanıması ona çok büyük bir destek olacaktır. Yani ben nereye geldiğimi biliyorum. Neresi benim sınıfım? Tanıştım. Arkadaşlarım da olacak.

Evet, seçtik ve hazırız. Şimdi geldik okulun içine giriyoruz ama annemizden, babamızdan ayrılacağız. Tamamen bağımsız davranacağımız okulun içine giriyoruz. Nedir buradaki en çok karşılaştığımız şey? Ya da anne babaların kaygısı: Beni bırakamayacak. İşte gidecek, gelecek ve bir daha gitmek istemeyecek. Tuvalete giderse kimden yardım eder? Acaba çocuğumu hırpalarlar mı? Öğretmeni bağırır mı? Vesaire.

Yani kendi kaygılarımızla birlikte aslında çocuğumuzla başlıyoruz ama mümkün olduğu kadar tabii ki daha önceden hep bahsederiz, biz kendi kaygılarımızı yansıtmıyoruz.

Çocuk geldi, nasıl başlayacak? Şimdi birden tam gün başlaması yerine bizler de okulun yaz okulu varsa böyle tatlı bir oyun ortamında yaz okulundan itibaren başlayıp arkadaşlarıyla tanışıp normal eğitim başladığında Eylül'de okuluna devam etme şeklini de öneriyoruz.

Ya da böyle önce bir saat, onlar mesela pazartesi salı birer saat, ondan sonra salı çarşamba ikişer saat, perşembe günü öğlen yemeğine kadar gibi böyle süreci giderek saatleri arttırarak okula uyum sağlama sürecini destekliyoruz.

Bu arada ilk iki gün yanında oturabiliriz. Yanında dediğim, yani okulda biz kalırız. Benim burada bekleme yerim. Sen öğretmeninle oynayacaksın, arkadaşlarınla oynayacaksın. Sonra ben seni burada bekliyor olacağım. Bazen çıkıp çıkıp bakarlar, annem acaba bekliyor mu? Verdiği sözü tutuyor mu diye.

Ya da çocuklar oyun oynarken birdenbire saat kaç oldu? Annem nerede? Yani orada adapte olacak ama yine de hâlâ güvensizliği devam ediyor. Çünkü adapte olma, oryantasyon sürecinde bunları hep yaşarız.

Daha sonra somut bir şekilde zaman kavramı yok bu yaşta. Yani bir saat sonra, 15 dakika sonra gibi bir zaman dilimini çocuklar bu yaşta algılamazlar. İlkokul 1'de tabii daha rahat algılayabilirler. Biraz zaman süreci oturmuş olur.

Asla iki şey yapmayacağız. Bir, hani çocuk oyuna daldı, aman ağlamasın deyip kaçıyoruz. Çocuk bize güvenini tamamen yitirir. Kaçtım gittim, çocuk oydu, oynuyordu. Aman ağlamasın. Ağlarsa tekrar gelmek isterse aslında biz kendi kaygımızı yansıtıyoruz.

Çocuk verdiğimiz sözü tutmazsak ertesi gün imkânı yok sizi bırakmaz. “Bana verdiğin sözü tutmadın, kaçıyorsun.” Kaygı geliştirir. Güveni tamamen sarsılır. Bu olmazsa olmaz kırmızı çizgimiz.

Onun yanı sıra, “Ben iki gün sen çok güzel öğrendin. Bugün de yemeğe kadar kaldın. Ben yarın seni bırakıp kısa bir işim var. Onu yapıp gelip seni alacağım.” Ama ne zaman? “İki saat sonra” derseniz hiçbir şey anlamaz.

Tipik ve somut bir şey söyleyeyim. Kahvaltı saatinden sonra, öğlen yemeğinden sonra… Daha sonra diyeceğiz ki arkadaşlarınla birlikte servise gideceğin saatte ben seni alacağım ve de servisini göstereceğim. Sonra da arkadaşlarınla birlikte sıraya girersin. Artık servisle eve döneceksin.

Yani birer ikişer saatten başlıyoruz. Ondan sonra bizden ayrışmasını gerektiren zaman dilimine geliyoruz. Ve orada bazen çok konuşuyoruz. Kendimiz kaygılıyız ya. İşte kesinlikle geleceğim, hemen geleceğim, işte anahtarımı al, bak bu çantam da sende kalsın gibi birtakım güven verici ortamlar yaratmaya çalışıyoruz.

Ama bizim önerimiz tam tersine net: “Hayatım, bugün benim işim var. Sen çok güzel alıştın. Ben iki dakika, iki saat kadar gideceğim. Yani ne yapacağım ben? Sen öğlen yemeğini bitirdiğinde ben gelip seni alacağım ya da kahvaltı saatinde gelmiş olacağım. Ben sana el sallarım. Kahvaltını bitirirsin. Beraber döneriz.”

Ya da yanına diyebilirsiniz ki nasıl bir uyku arkadaşımız var. Uyumaya geçişte bize eşlik ediyor. Güven nesnesi dediğimiz, çok sevdiği küçük bir oyuncağı, ama yani cebine koyabileceği, kalem kutusuna koyabileceği küçük bir şeyi onunla birlikte gönderebilirsiniz.

“Bu senin okul arkadaşın. Canın sıkılınca ya da iyi hissetmediğinde ona sarılabilirsin. O sana güzel enerjiler verecek, neşe verecek. Beraber beni beklersiniz.” gibi. Artık onu senaryolaştırmak sizlerin yaratıcılığına kalmış. Burada önemli olan güven verici, tatlı bir geçiş.

Çatışmalar olduğunda da “Öğretmenime söyledim. Bana işte hiç bakmadı veya arkadaşım bana vurdu veya takıldım, düştüm, kalkamadım, işte çantamı unuttum, oyuncağımı unuttum.” gibi kaygılar da geliştirebiliyor.

“Ne yapacağım ben? Ne yapacağım?” Burada anne babaların tutumu çok önemli. Hani “Giderim ben, konuşurum. Ben işte giderim, anlatırım veya işte gidelim onu halledelim, işte o arkadaşını göster bana. Vuruyorsa sen de vur.” gibi.

Artık bizim çocuğumuzu korumak adına yaptığımız bir sürü yanlışlar oluyor bazen. Maalesef bunlarda kendimizi çok iyi denetlememiz lazım.

“Hayatın bir yanlışlık olmuş. Çok üzülmüşsün.” Önce duygusunu anlıyoruz. Çok basit: “Ay, çok tatsız olmuş. Gerçekten çok üzülmüş olmalısın. Bu çok haksızlık. Sen nasıl hissettin böyle yaşadığında? Hay Allah. Peki nasıl çözmeyi düşünüyorsun?”

Arkadan ikinci soru: “Nasıl çöz yarın? Ne yapmayı düşünüyorsun? Nasıl kendini koruyacaksın? Kimden yardım isteyebilirsin ya da arkadaşına ne söylemeyi düşünüyorsun? Ya da kendini nasıl koruyacaksın?”

“İstersen bu konuda rehber öğretmenle konuşabiliriz. Ya da işte gideceğiniz bir uzman varsa gidip işte o uzman ablamla gidip konuşup görüşebiliriz. Bize belki bir fikir verir.” gibi.

Yani siz kendinizi dışlayıp beraber, hep beraber bir çözüm üretmek üzere aslında çocuğumuzu kendi problemini kendi çözmesi üzerine aktif ve yaratıcı düşünmeye sevk ediyoruz.

Nasihat verip ya da ne yapacağını söyleyip ya da onun yerine bir olayı hallettiğimiz zaman ikinci olayda da “Annemi çağırın, babamı çağırın.” diyen çocuklar haline geliyorlar.

Tuvalette kazalar olabilir, çiş kaçırabilir, kendisini iyi temizleyemeyebilir. “Hayatım, üzülmüşsün. Evet, böyle öğreneceğiz. Zamanını daha iyi ayarlayacaksın. Daha erken koşacaksın. Öğretmenine daha erken rica edeceksin.”

Ama ona izin vermiyor. “Evet, bu önemli. Gel, onu beraber öğretmenimize bir soralım. Bir onun fikrini alalım.”

Hani destek verecekseniz de hep yumuşak, kapsayıcı ama eliniz arkasında ama itmiyorsunuz. O kendi yolunu bulması için sadece yönlendiriyorsunuz.

Ancak güçlükler yaşayarak, tökezleyip düştüğümüz zaman kalkarak, problem çözme becerilerine sözel ifadeleri de duygularımızı anlatmak üzere ilave ettiğimizde, uyum sağlama sürecindeki yaşanan zorluklar kolaylıkla atlatılacaktır.

Toyzz Gelişim Logo

Toyzz Gelişim, çocuk gelişimini destekleyen, uzmanlar tarafından hazırlanan içeriklerle ebeveynlere rehberlik eden bir dijital platformdur. Her yaşa özel rehberlik, gelişim videoları ve güvenilir önerilerle ailelerin yanındayız.

Gelişim Yolculuğunda Güncel Kalın!

Bültenimize abone olun, yeni içerikleri kaçırmayın.

2010-2026 Toypa Mağazacılık Tic. A.Ş. Tüm hakları saklıdır.

Naylalabs tarafından yapıldı.